Dudaklarının arasındaki sıcak nefes kadar cezbediciydi dokuna dokuna uyumak tenine...
Kıvrımlarımda dolaşan parmak uçların, soluğunun yüzümde kalan zerreleri, yağmurun eşsiz şarkısı vardı yatağımda.
Korkularım, umutlarım hepsi seyre dalmıştı bizi.
Gecenin karanlığı dalgalarla birleşmiş çınlarcasına kulaklarımda, avuçların yaslanmıştı yanaklarıma,
Seslerin tükendiği bir gece yarısıydı
Yanımda uzanmış yatıyordun, saçların kolumun üzerinden uzanıp yastığına dağılıyor,
Kalp atışların avucumun içinde çınlıyordu
Varoluşun odanın kasvetini alıp götürüyordu, sanki bütün masumluğumu alıp ellerime vermişsin gibi küçük hissediyordum kendimi
Bütün kırgınlıklarım gülüş olup uçmuştu dudak kenarlarımdan
İzledim seni doyumsuzca, korkuyordum uyanırsan... uyanırsam
Kapatmıştım ben de gözlerimi dünlere
Yeşilin en deriniyle örtmüşken düşlerimi, minik bir kıpırtı, küçük bir dokunuş kadar büyük bir endişe
Sabahın en sakin sevişmelerinde zuhur ediyordu.
Son bir bakış ve yakılan bir sigara paktıydı huzurun, kalan güzel günlere
Dudaklarının arasından süzülen, günü geldiğinde dağılıp gitmeye mahkum nefesleriydik Tanrı'nın. Doğuyor, görüyor ve ölüyorduk...
31 Ocak 2014 Cuma
15 Kasım 2013 Cuma
yürümeyi öğrenmişim ben
Durmamayı, durdurmamayı
Yürürken öğrenmişim,
yere sert basmayı
Arkama bakmamayı öğrenmişim ben
duyup aldırmamayı, dinlerken duymamayı
bakarken görmemeyi öğrenmişim ben
bilmişim hep aynalardan uzak kalmayı
yarı yolda bırakmamayı öğrenmişim
kestirip atmamayı
yürümeyi öğrenmişim ben
ilerlemeden bitmiceğini
aslında hiç bitmiceğini
sinirimi koşarken tüketmeyi bilmişim
yolun sonundan vazgeçmemeyi öğrenmişim
yürürken öğrenmişim
yürümekten vazgeçmemeyi bilmişim
beni bilmişim de ben
bakmamayı da bildiğimden
acımamışım kendime
acımamayı öğrenmişim yürürken
acıtmayı, bir insan nasıl acıtır
bir insanın canı nasıl acır öğrenmişim
bilmişim sert kalmayı
gerekirse bunu kırmayı
ben bişmişim ben olmayı
eksilmeyi, artmayı
yalın ayak kalmayı
yürümüşüm ben anadan üryan
basmışım gölgelere,seslere, geceye
yürürken doğmuşum ben
bir yerlerde,
ölürken yürümüşüm
doğmayı bildiğim gibi
ölmeyi öğrenmişim ben
öğrenirken ölmüşüm.
Durmamayı, durdurmamayı
Yürürken öğrenmişim,
yere sert basmayı
Arkama bakmamayı öğrenmişim ben
duyup aldırmamayı, dinlerken duymamayı
bakarken görmemeyi öğrenmişim ben
bilmişim hep aynalardan uzak kalmayı
yarı yolda bırakmamayı öğrenmişim
kestirip atmamayı
yürümeyi öğrenmişim ben
ilerlemeden bitmiceğini
aslında hiç bitmiceğini
sinirimi koşarken tüketmeyi bilmişim
yolun sonundan vazgeçmemeyi öğrenmişim
yürürken öğrenmişim
yürümekten vazgeçmemeyi bilmişim
beni bilmişim de ben
bakmamayı da bildiğimden
acımamışım kendime
acımamayı öğrenmişim yürürken
acıtmayı, bir insan nasıl acıtır
bir insanın canı nasıl acır öğrenmişim
bilmişim sert kalmayı
gerekirse bunu kırmayı
ben bişmişim ben olmayı
eksilmeyi, artmayı
yalın ayak kalmayı
yürümüşüm ben anadan üryan
basmışım gölgelere,seslere, geceye
yürürken doğmuşum ben
bir yerlerde,
ölürken yürümüşüm
doğmayı bildiğim gibi
ölmeyi öğrenmişim ben
öğrenirken ölmüşüm.
24 Eylül 2013 Salı
Parmak uçları, yalnızlığı anlatabilen yegane şeyler bana. Her şeyin bittiği yer gibiler. Sessiz ve dipte. Karanlık bastırıyor yavaş yavaş. Aralarından soğuğun evime sızmaya çalıştığı taş duvarın önünde parmak uçlarıma bakıyorum. Sarı ışık daha da aciz kılıyor yalnızlığımı. Geçmişin siluetleri eşlik ediyor bana. Dikilip karşıma hesap soruyorlar bazen. Ben korkuyorum yalnız kalmaktan. Bundan korktuğum için mi bu kadar yalnızım yoksa ? Acır gibi bakıyor eşyalar yüzüme. Bazen fısıltılarını duyuyorum dalga geçiyorlar benimle durduk yere ağladığımdan.. Durduk yere değil ki halbuki... Korktuğumdan..
Korkuyorum yalnızlıktan, korkuyorum hatıralardan, çalmayan telefonlardan.. Sessizlikten korkuyorum.
İnsanlardan korkuyorum. canımı yakıyorlar. Elleri hep soğuk,bakışları dipsiz. Dilleri keskin. Yalan kokuyorlar, sıradanlık kokuyorlar. Midem bulanıyor mimiklerini gördükçe, içim acıyor hallerine.
Özlediğim şeyler de var; kaçıp giden siyah beyaz kedim mesela, yatağımın baş ucundaki tüyler..
Tüyler güzel şeyler, çok narinler, düşürsen paramparça olacaklarmış gibi, benim gibi.. Ben çok çok uzun zaman önce düştüm ama, parçalandım. Çoğu kayıp parçalarımın
Eksiğim ben...
Korkuyorum yalnızlıktan, korkuyorum hatıralardan, çalmayan telefonlardan.. Sessizlikten korkuyorum.
İnsanlardan korkuyorum. canımı yakıyorlar. Elleri hep soğuk,bakışları dipsiz. Dilleri keskin. Yalan kokuyorlar, sıradanlık kokuyorlar. Midem bulanıyor mimiklerini gördükçe, içim acıyor hallerine.
Özlediğim şeyler de var; kaçıp giden siyah beyaz kedim mesela, yatağımın baş ucundaki tüyler..
Tüyler güzel şeyler, çok narinler, düşürsen paramparça olacaklarmış gibi, benim gibi.. Ben çok çok uzun zaman önce düştüm ama, parçalandım. Çoğu kayıp parçalarımın
Eksiğim ben...
28 Temmuz 2013 Pazar
Ben veya sen , tek fark bunu seslendirenin ben, dinleyenin sen tanımını almış olması. Biliriz ki; benim gördüğüm sen, senin gördüğün ise ben. Sen ki; hiçbir yansıtıcı olmadan kendini göremezsin, ben ki kendimi göremeden seni görürüm. Ben kendimi tanımlayamam , seni tanımlarım. Sen ki; kendine karşı tanım koymaktan acizken, aynı zamanda beni tanımlayacak kadar kudretlisin de..
Ben aslında sen miyim ?
Sen aslında ben misin ?
Biz aslında karşımızda gördüğümüz insan mıydık ?
'Ben ' hep bir zannetme miydi ?
Turgut YÜKSEL/ Ergün GÜNDÜZ
27 Temmuz 2013 Cumartesi
Zaman nedir bilir misin ?
Zaman senin eskiz defterindir. Sayfaları her çevirdiğinde nasıl büyüdüğünü, olgunlaştığını, yaşlandığını, nasıl değiştiğini görürsün..
Peki değişmek nedir bilir misin ?
Değişmek, kainatın yadsınamaz gerçeğidir. Her şey ve herkes değişir. Buna kimse engel olamaz ama neden olabilir.
31 Ağustos 2012 Cuma
kasıklarımdaki halsizlik ve kanlı bir bez parçası sokağa atılan...
canım yanıyor hafifçe. duvarlara tutunarak ayaklanıyorum.
üstümdeki pisliğe aldırmadan yürümeye başlıyorum.
Saçlarım dağılmış, yüzümde yorgun ve umursamaz bir ifade var.
tiz bir rüzgar sarıyor her yanımı çıkmaz sokaktan çıkardığımda başımı.
etraf küçükken oynadığım oyuna benziyor, Londra'nın arka sokakları.
topuk sesleri yoğun fa...
canım yanıyor hafifçe. duvarlara tutunarak ayaklanıyorum.
üstümdeki pisliğe aldırmadan yürümeye başlıyorum.
Saçlarım dağılmış, yüzümde yorgun ve umursamaz bir ifade var.
tiz bir rüzgar sarıyor her yanımı çıkmaz sokaktan çıkardığımda başımı.
etraf küçükken oynadığım oyuna benziyor, Londra'nın arka sokakları.
topuk sesleri yoğun fa...
zlaca.
üstümde onları susturma çabası anlamsızca.
bununla uğraşırken yolun ıslaklığını farkediyorum.
ayaklarıma kadar uzanmış bir kan gölü
siyah uzun bir palto giymiş bir adam sonra.
çok soğuk görünüyor. yerde de göze hoş gelen ve kana bulanmış bir silah duruyor.
bi anda diz çöküyorum.
biraz önce içime giren tanımadığım yabancıyı hatırlıyorum.
giderken yüzüme gülüşünü.
titreyen ellerimi silaha uzatıp ağızıma dayıyorum..
gözlerimi kapatıp sayıyorum. hayır geriye değil.
bir, iki, üç.......
tadı nasıl derseniz..
sex gibi.
soğuk yabancıyla yere uzandığım bu yeri tanımıyorum. zaten kendimi de... şimdi daha iyiyim.
üstümde onları susturma çabası anlamsızca.
bununla uğraşırken yolun ıslaklığını farkediyorum.
ayaklarıma kadar uzanmış bir kan gölü
siyah uzun bir palto giymiş bir adam sonra.
çok soğuk görünüyor. yerde de göze hoş gelen ve kana bulanmış bir silah duruyor.
bi anda diz çöküyorum.
biraz önce içime giren tanımadığım yabancıyı hatırlıyorum.
giderken yüzüme gülüşünü.
titreyen ellerimi silaha uzatıp ağızıma dayıyorum..
gözlerimi kapatıp sayıyorum. hayır geriye değil.
bir, iki, üç.......
tadı nasıl derseniz..
sex gibi.
soğuk yabancıyla yere uzandığım bu yeri tanımıyorum. zaten kendimi de... şimdi daha iyiyim.
19 Ağustos 2012 Pazar
Kitap arasına sakladığım kurumuş anılar
satır aralarımda gezinen küçük kırgınlıklarım
ve küflenmiş yapraklara serpitiğim ölüm notları..
Kırıştırılıp atılmış tenim bir kenara,
bir kenarında dudak izlerim.
Üfle üzerimdeki dertleri, çiz bana aşkı,
kıvrılmış sayfa uçlarımda ince bir sızı.
Daya avuçlarını göğsüme ve yaz bana hayatı..
Gecenin sesleri arasında parmaklarımla konuşuyorum.
Delice gelebilir ama dizlerimi seviyorum.
Omuzlarım ağlamaklı fazla yükten.
Damarlarım da biraz huysuz bu gece..
Gecenin sesleri içinde göz kapaklarımı dinliyorum.
Haylaz tenim acılar içinde.
Parmak uçlarım korkmuş garip birer halleri var.
Gecenin sesleri içinde kalbime küsüyorum.
Susuyor avuç içlerim, susuyor yara izlerim, susuyor genizlerim..
Susuyorum.
Son nefesimle elele susuyorum gecenin sesleri içinde..
uyandığım eski otel odasının yıkık dökük duvarlarına sıvanmış hayallerim.
Havada bi pus.
Elini eteğini çekmiş sanki yeryüzü bizden.
Buğulu pencereden dışarıya çeviriyorum başımı, karşı binanın en üst katından bir kadın aşağıya sarkıyor.
ceketimi giyip çıkıyorum ordan.
soğuk biraz hava , kadın şimdi kandan bir göl içinde yatıyor.
İlerliyorum.
Havlamaya mecalsiz köpekler var etrafta.
Sis gittikçe kör ediyor gözleri.
yan sokaktan körpe bir kızın iniltileri geliyor uslu uslu.
Hava kararıyor gittikçe.
İlerliyorum.
paramparça bir araba duruyor köşede,
içinde biri yedi biri on yaşlarında en fazla, büyük bir zevkle tüttürüyorlar ellerindeki sigaraları.
karşıdan sarhoş bir adam yaklaşıyor.
yürüyüşünden akan hayırsız laflar kulaklarımı öpüyor.
ayaklı içki kokusu yanımdan süzülürken yavaşça arkama bakıyorum.
köpeklerden biri ölüyor.
İlerliyorum.
Çaresiz çığlıklar duyuyorum uzakta.
Köşeyi dönünce farkediyorum, bir adam karısını bıçaklıyor..
İlerliyorum.
Küçük çocuklara rastlıyorum sonra ellerinde mendiller, kibritler ve benzer şeyler daha
gözlerimin içine bakıyorlar, gözlerimi kapatıyorum.
işte o an konuşmaya başlıyor aklım. Ben kimim ? neler oluyor? nerde yaşıyorum ?
bu sorular çok zor...
Açıyorum gözlerimi ve İlerliyorum...
odada ağır bi uyku kokusu ve hüzün sinmiş duvarlara
içimde de garip ve gereksiz saçma bir his var.
boş boş uzanıyorum.. odam dağınık her zamanki gibi
loş ve sessiz..
cirit atıyor mutsuzluk omuzlarımın üstünde
yüzümü yastığa gömmüşüm, düşünüyorum..
unutmuştum dar bi sokakta kaybolduğum gün bu saçmalık her neyse onu.
biraz korkmuştum hava kararmaya yüz tutmuştu ve ben bu sokağı tanımıyordum.
penceler buğulu, evler yarı uykuludu. Sisliydi insanların bakışları, hızlı adımlarla yürüyordum
yabancı gölgeler peşim sıra ...
ıslaktı adımlarım, yeni dinmiş gökyüzü..
cılız da bir soğuk vardı bedenimi okşayan
duyduğum sarah jaffe haykırışları da telaş katmıyordu değil var oluşuma..
sonra bi sokak daha, sokak daha ve bir daha derken duyduğum çoşkun bir tren sesi tam solumdan
unutmuşum gibi sessizliği...
ona doğru koşarken bi gülümseme yerleşmiş dudak kenarlarıma,
ıslak rayların ışıltılı gözlerini yüzümde fark edince..
mutluluk bu yaa unutmuştum bir kaç dakikalığına..
korkuyla umutsuzluğun büyük değişimi.
peki ya şimdi.
uzatsam elimi yatağımın altına korkar mıyım yine..?
kapatsam ışıkları? kitlemesem kapıları..?
yo hayır..
şimdi.
yüzümü yastığa gömmüşüm düşünüyorum...
içimde de garip ve gereksiz saçma bir his var.
boş boş uzanıyorum.. odam dağınık her zamanki gibi
loş ve sessiz..
cirit atıyor mutsuzluk omuzlarımın üstünde
yüzümü yastığa gömmüşüm, düşünüyorum..
unutmuştum dar bi sokakta kaybolduğum gün bu saçmalık her neyse onu.
biraz korkmuştum hava kararmaya yüz tutmuştu ve ben bu sokağı tanımıyordum.
penceler buğulu, evler yarı uykuludu. Sisliydi insanların bakışları, hızlı adımlarla yürüyordum
yabancı gölgeler peşim sıra ...
ıslaktı adımlarım, yeni dinmiş gökyüzü..
cılız da bir soğuk vardı bedenimi okşayan
duyduğum sarah jaffe haykırışları da telaş katmıyordu değil var oluşuma..
sonra bi sokak daha, sokak daha ve bir daha derken duyduğum çoşkun bir tren sesi tam solumdan
unutmuşum gibi sessizliği...
ona doğru koşarken bi gülümseme yerleşmiş dudak kenarlarıma,
ıslak rayların ışıltılı gözlerini yüzümde fark edince..
mutluluk bu yaa unutmuştum bir kaç dakikalığına..
korkuyla umutsuzluğun büyük değişimi.
peki ya şimdi.
uzatsam elimi yatağımın altına korkar mıyım yine..?
kapatsam ışıkları? kitlemesem kapıları..?
yo hayır..
şimdi.
yüzümü yastığa gömmüşüm düşünüyorum...
gülümseyişindeki laubaliliğin anlamı neydi ?
uzun uzun izledim seni. söylediğin gibi yaralar yoktu bileklerinde
yüzün daha temiz, daha uysaldı saçların
biraz kibirliydin. emindin, o benim, dayanamaz... tavırları içindeydin
farkında bile değildin kırgınlığımın, karmaşıklığımın
ben çocuğum bilirsin ayırt edemem
hüzün sahnelerini , hep güler yüzüm ister gülsün ister ağlasın hüzün
değişmiştin. gözlerimde boşvermiş bir telaş
canımı yakan teninde binbir parmak izi, dudaklarında farklı kokular vardı
ellerin ihaneti gizleyememiş hala, korkak dokunuşlardan ileri gidemediler
suçlu bir bakış takınmıştın, kanıyordu avuçların pişmanlıktan
özlem kokuyordun. tenime özlem, dudaklarıma özlem, bana özlem.. yanılmıştın..
sağ çıkamadım o sahneden. bir daha, bir daha ve bir daha yenilmiştim.
mutluluğun için yapamayacağın şey yok.
aşkını satmak
tükürdüğünü yalamak
gıcık birkaç duygu baş ucumda, parmak uçlarımda sen sevinci..
gözlerim kapanıyor yavaş yavaş
uykuya dalıyor ellerim.
duymak istediğim bir kaç söz var hala
bir tülün arkasından bakmak gibi boşluğa
öylesine boş, öylesine sakin....
kararıyor ortalık narince, aklım konuşmayı kesiyor
görmemecesinde gözlerimin sen silüetlerin
ve uzunca bir uyuşukluk
ne kadar acıtsanda
ben sendeyim
iyi geceler sevgilim...
uzun uzun izledim seni. söylediğin gibi yaralar yoktu bileklerinde
yüzün daha temiz, daha uysaldı saçların
biraz kibirliydin. emindin, o benim, dayanamaz... tavırları içindeydin
farkında bile değildin kırgınlığımın, karmaşıklığımın
ben çocuğum bilirsin ayırt edemem
hüzün sahnelerini , hep güler yüzüm ister gülsün ister ağlasın hüzün
değişmiştin. gözlerimde boşvermiş bir telaş
canımı yakan teninde binbir parmak izi, dudaklarında farklı kokular vardı
ellerin ihaneti gizleyememiş hala, korkak dokunuşlardan ileri gidemediler
suçlu bir bakış takınmıştın, kanıyordu avuçların pişmanlıktan
özlem kokuyordun. tenime özlem, dudaklarıma özlem, bana özlem.. yanılmıştın..
sağ çıkamadım o sahneden. bir daha, bir daha ve bir daha yenilmiştim.
mutluluğun için yapamayacağın şey yok.
aşkını satmak
tükürdüğünü yalamak
gıcık birkaç duygu baş ucumda, parmak uçlarımda sen sevinci..
gözlerim kapanıyor yavaş yavaş
uykuya dalıyor ellerim.
duymak istediğim bir kaç söz var hala
bir tülün arkasından bakmak gibi boşluğa
öylesine boş, öylesine sakin....
kararıyor ortalık narince, aklım konuşmayı kesiyor
görmemecesinde gözlerimin sen silüetlerin
ve uzunca bir uyuşukluk
ne kadar acıtsanda
ben sendeyim
iyi geceler sevgilim...
1 Mayıs 2012 Salı
Gecenin ortasına bir kadın ağladı.
Sesi yağmuru sardı bulutlara
Yaslı kaldırımlar is karasına bulandı
Toprağı kazdı rüzgar, taşıdı hüznü sokak aralarına
Evlerin duvarları araladı gözlerini
Yer ıslak, gök ıslak..
Bir kadın ağlamış gecenin ortasına...
Gecenin ortasına bir kadın ağladı
Suratları beş karış yıldızların
Pus çöktü şehrin damarlarına
Adım atmadı deniz kumlara
Bir kadın ağlamış gecenin ortasına..
Ve gecenin ortasına bir kadın ağladı
Sustu dağlar, sustu sular...
Bir sigaranın ışığı uzakta
Bulandı dudaklar dumana
Kibrit kokusu dağıldı her yana
Ve kuru bir yaprak bırakmış kendini rüzgara
Bir kadın ağlamış gecenin ortasına...
Sesi yağmuru sardı bulutlara
Yaslı kaldırımlar is karasına bulandı
Toprağı kazdı rüzgar, taşıdı hüznü sokak aralarına
Evlerin duvarları araladı gözlerini
Yer ıslak, gök ıslak..
Bir kadın ağlamış gecenin ortasına...
Gecenin ortasına bir kadın ağladı
Suratları beş karış yıldızların
Pus çöktü şehrin damarlarına
Adım atmadı deniz kumlara
Bir kadın ağlamış gecenin ortasına..
Ve gecenin ortasına bir kadın ağladı
Sustu dağlar, sustu sular...
Bir sigaranın ışığı uzakta
Bulandı dudaklar dumana
Kibrit kokusu dağıldı her yana
Ve kuru bir yaprak bırakmış kendini rüzgara
Bir kadın ağlamış gecenin ortasına...
28 Nisan 2012 Cumartesi
Koyu rüzgar konuşturuyordu dalgaları. Derin bir mavinin içinde çınlıyordu karanlık. Ayak uçlarındaki koca boşluk sarıyordu onu. Üstüne şeffaf bir korku giymişti. Korkunun cebinde hayalleri duruyordu. Gözlerine hüzün çekmiş, saçlarından ihanet kokusu karışıyordu rüzgara..
Öyle bir iç çekişi vardı ki dalgalardan daha keskin..Sırtını döndü engin denize. Ellerini kalbine götürdü, gözlerini kapatıp bırakıverdi bedenini özgürlüğe... Soğuk esintinin altından çekildiğini hissedebiliyordu iliklerinde. Korku pare pare çırpınıyordu eteklerinde derken o soğuk..
Önce narin vücudunda tiz bir acı sezinledi. Yavaşladı hareketleri. Bitmek bilmeyen boşlukta soluğu kesildi, gözlerini açtığında karanlığın ortasında gün ışığını gördü çığlık çığlık. Uzattı elini aydınlığa biçare... Oysa içine çekti onu karanlık aydınlığın aksine.. Uzaklaşıyordu gün ışığı sessizce. Gittikçe küçülüyordu ve nihayet...
Daldı o derin uykuya, üstüne şeffaf bir korku giymişti. korkunun cebinde hayalleri.....
23 Nisan 2012 Pazartesi
Sinsi bir..
Sinsi bir tetikçi bence o. Bizler avlarıyız...
Yavaşça yaklaşıp acımasızca vurur. Musibet bir hastalık gibi baş verir tenlerimizin altında tiz bir acı. Kıvranır bedenlerimiz ulu orta katliamlarının kıyısında.. her soluk alıp verişin dalga dalga hüzün sarar damarlarına...
Yavaş yavaş unutursun hatıraları, gülüşleri, sevgileri, boynuna kondurduğun öpücükleri, tenine sinmiş nefesini...
Çokça zaman sonra sessiz bir o kadar da ağır bir sızı yerleşir sol tarafına.
Yaşamla ölüm kadar tezat.
Hissetmekle uyuşmak arasında yürüdüğünü seyretmek gibi...
Buğulu gözler, titreyen ellerdir bunca yığından sonra yanında yürüyen..
Evet, eminim sinsi bir tetikçi o..
En ummadık zamanında bulur seni. Rotanı bozar, dengeni sarsar, sevgini kine aşkını toza bular... Sonra yitirir anlamını yaşamak, yaşlanmak...
Susmak da acı verir ağzını açıp konuşmak ya da konuşmaya çalışmak da..
Değiştirebileceğin zamanlar, çiğneyip geçeceğin kurallar yoktur artık...
Yavaş yavaş soğur bedenin. Uzun soluklu bir ölüm gibi..
Siz söyleyin !
Tanrı...
Sinsi bir tetikçi değil mi ?
20 Şubat 2012 Pazartesi
Karanlık ve boğucu havadan kaçmaya çalışır gibi bir hali vardı. Akşam oluyordu. Yağmur hızını kesmeden devam ediyordu. Kalabalık caddeyi bir an önce geçmek istiyordu. İnsanların arasında olmaktan hoşlandığı pek söylenemezdi. Onları pencereden izlemek, hepsine bir rol biçmek, tanımdan yargılamak daha basitçeydi.İçlerine girmekten korkuyordu. Uzun zamandır bu böyleydi..
Hızlı adımlarla boylu boyunca uzanan caddenin dar bir sokağına giriverdi. Bir kaç adımdan sonra eski bir Rum Evinin önünde durdu. İçinden sıyrıldığı kalabalığa çevirdi gözlerini. Hızlı hareketlerle bir sürü insan gelip geçiyordu gördüğü sokak aralığından. Bir sürü insan...
Sırılsıklam olmuştu. Kapıyı kapatıp derin bir iç çekti. Yorgun, halsiz, kızgın ve ıslaktı. Portmantoya astı sırılsıklam olmuş ceketini. Doğruca merdivenlerden çıkıp odasına yöneldi. Dolabından kuru bir kaç giysi çıkarıp giyinmeye başladı. Ev oldukça sessizdi. Pencereye vuran yağmurun sesi olağanüstü geliyordu ona. Etkileyici ve ürpertici..
Işıkları açma gereği duymamıştı. Penceresinin kenarına iliştirdiği sandalyesine yerleşip biraz önce aralarında olduğu insanları izlemeye koyuldu. Çoğunun hallerinden içlerindeki yorgunluğu görebiliyordu. İnsanlar yorgundu, kırgın.. Hatalarını kaldıramayanlar bencilleşmeye başlıyordu. İçlerindeki kibir duygusunu körükleyen yenilgi bütün hislerini ele geçiriyordu. Yüzlerine yansıyordu gün geçtikçe. Dudak kenarlarına ilişen sahte gülümsemelerden tutun da o soğuk, donuk bakışlara kadar... İliklerine kadar işliyordu insanın.
Benliğini yitirenler, işte o caddede yürüyen insanlara dönüşüyordu. Elle tutulur, gözle görülür bir kaç beden kalıyordu geriye. Kuytusuna sadece hislerini değil yüzlerini de çekebilen, sadece bir avuç gerçek insan...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




