24 Eylül 2013 Salı

Parmak uçları, yalnızlığı anlatabilen yegane şeyler bana. Her şeyin bittiği yer gibiler. Sessiz ve dipte. Karanlık bastırıyor yavaş yavaş. Aralarından soğuğun evime sızmaya çalıştığı taş duvarın önünde parmak uçlarıma bakıyorum. Sarı ışık daha da aciz kılıyor yalnızlığımı. Geçmişin siluetleri eşlik ediyor bana. Dikilip karşıma hesap soruyorlar bazen. Ben korkuyorum yalnız kalmaktan. Bundan korktuğum için mi bu kadar yalnızım yoksa ? Acır gibi bakıyor eşyalar yüzüme. Bazen fısıltılarını duyuyorum dalga geçiyorlar benimle durduk yere ağladığımdan.. Durduk yere değil ki halbuki... Korktuğumdan..

Korkuyorum yalnızlıktan, korkuyorum hatıralardan, çalmayan telefonlardan.. Sessizlikten korkuyorum.

İnsanlardan korkuyorum. canımı yakıyorlar. Elleri hep soğuk,bakışları dipsiz. Dilleri keskin. Yalan kokuyorlar, sıradanlık kokuyorlar. Midem bulanıyor mimiklerini gördükçe, içim acıyor hallerine.

Özlediğim şeyler de var; kaçıp giden siyah beyaz kedim mesela, yatağımın baş ucundaki tüyler..
Tüyler güzel şeyler, çok narinler, düşürsen paramparça olacaklarmış gibi, benim gibi.. Ben çok çok uzun zaman önce düştüm ama, parçalandım. Çoğu kayıp parçalarımın

Eksiğim ben...

28 Temmuz 2013 Pazar


Ben veya sen , tek fark bunu seslendirenin ben, dinleyenin sen tanımını almış olması. Biliriz ki; benim gördüğüm sen, senin gördüğün ise ben. Sen ki; hiçbir yansıtıcı olmadan kendini göremezsin, ben ki kendimi göremeden seni görürüm. Ben kendimi tanımlayamam , seni tanımlarım. Sen ki; kendine karşı tanım koymaktan acizken, aynı zamanda beni tanımlayacak kadar kudretlisin de..

Ben aslında sen miyim ?
Sen aslında ben misin ?
Biz aslında karşımızda gördüğümüz insan mıydık ?
'Ben ' hep bir zannetme miydi ?

                                                                                                           Turgut YÜKSEL/ Ergün GÜNDÜZ


27 Temmuz 2013 Cumartesi

Zaman nedir bilir misin ? 
Zaman senin eskiz defterindir. Sayfaları her çevirdiğinde nasıl büyüdüğünü, olgunlaştığını, yaşlandığını, nasıl değiştiğini görürsün..
Peki değişmek nedir bilir misin ?
Değişmek, kainatın yadsınamaz gerçeğidir. Her şey ve herkes değişir. Buna kimse engel olamaz ama neden olabilir. 

31 Ağustos 2012 Cuma

kasıklarımdaki halsizlik ve kanlı bir bez parçası sokağa atılan...
canım yanıyor hafifçe. duvarlara tutunarak ayaklanıyorum.
üstümdeki pisliğe aldırmadan yürümeye başlıyorum.
Saçlarım dağılmış, yüzümde yorgun ve umursamaz bir ifade var.
tiz bir rüzgar sarıyor her yanımı çıkmaz sokaktan çıkardığımda başımı.
etraf küçükken oynadığım oyuna benziyor, Londra'nın arka sokakları.
topuk sesleri yoğun fa...

zlaca.
üstümde onları susturma çabası anlamsızca.
bununla uğraşırken yolun ıslaklığını farkediyorum.
ayaklarıma kadar uzanmış bir kan gölü
siyah uzun bir palto giymiş bir adam sonra.
çok soğuk görünüyor. yerde de göze hoş gelen ve kana bulanmış bir silah duruyor.
bi anda diz çöküyorum.
biraz önce içime giren tanımadığım yabancıyı hatırlıyorum.
giderken yüzüme gülüşünü.
titreyen ellerimi silaha uzatıp ağızıma dayıyorum..
gözlerimi kapatıp sayıyorum. hayır geriye değil.
bir, iki, üç.......

tadı nasıl derseniz..
sex gibi.
soğuk yabancıyla yere uzandığım bu yeri tanımıyorum. zaten kendimi de... şimdi daha iyiyim.

19 Ağustos 2012 Pazar


Kitap arasına sakladığım kurumuş anılar
satır aralarımda gezinen küçük kırgınlıklarım
ve küflenmiş yapraklara serpitiğim ölüm notları..
Kırıştırılıp atılmış tenim bir kenara,
bir kenarında dudak izlerim.
Üfle üzerimdeki dertleri, çiz bana aşkı,
kıvrılmış sayfa uçlarımda ince bir sızı.
Daya avuçlarını göğsüme ve yaz bana hayatı..


Gecenin sesleri arasında parmaklarımla konuşuyorum.
Delice gelebilir ama dizlerimi seviyorum.
Omuzlarım ağlamaklı fazla yükten.
Damarlarım da biraz huysuz bu gece..
Gecenin sesleri içinde göz kapaklarımı dinliyorum.
Haylaz tenim acılar içinde.
Parmak uçlarım korkmuş garip birer halleri var.
Gecenin sesleri içinde kalbime küsüyorum.
Susuyor avuç içlerim, susuyor yara izlerim, susuyor genizlerim..
Susuyorum.
Son nefesimle elele susuyorum gecenin sesleri içinde..


uyandığım eski otel odasının yıkık dökük duvarlarına sıvanmış hayallerim.
Havada bi pus.
Elini eteğini çekmiş sanki yeryüzü bizden.
Buğulu pencereden dışarıya çeviriyorum başımı, karşı binanın en üst katından bir kadın aşağıya sarkıyor.
ceketimi giyip çıkıyorum ordan.
soğuk biraz hava , kadın şimdi kandan bir göl içinde yatıyor.
İlerliyorum.
Havlamaya mecalsiz köpekler var etrafta.
Sis gittikçe kör ediyor gözleri.
yan sokaktan körpe bir kızın iniltileri geliyor uslu uslu.
Hava kararıyor gittikçe.
İlerliyorum.
paramparça bir araba duruyor köşede,
içinde biri yedi biri on yaşlarında en fazla, büyük bir zevkle tüttürüyorlar ellerindeki sigaraları.
karşıdan sarhoş bir adam yaklaşıyor.
yürüyüşünden akan hayırsız laflar kulaklarımı öpüyor.
ayaklı içki kokusu yanımdan süzülürken yavaşça arkama bakıyorum.
köpeklerden biri ölüyor.
İlerliyorum.
Çaresiz çığlıklar duyuyorum uzakta.
Köşeyi dönünce farkediyorum, bir adam karısını bıçaklıyor..
İlerliyorum.
Küçük çocuklara rastlıyorum sonra ellerinde mendiller, kibritler ve benzer şeyler daha
gözlerimin içine bakıyorlar, gözlerimi kapatıyorum.
işte o an konuşmaya başlıyor aklım. Ben kimim ? neler oluyor? nerde yaşıyorum ?
bu sorular çok zor...
Açıyorum gözlerimi ve İlerliyorum...